Hayat devam ediyor…
Çok olmuş yazmayalı bile diyemeyeceğim bir yerdeyim… Aylar geçmiş. Geçen yalnızca aylar değil, hayat acılarıyla da gelmiş eskileri anımsatırcasına ve onların üstüne de günler geçmiş.
Bugün iki doğa olayı da üst üste gelmiş; Güneş Tutulması ve Perseid Meteor Yağmuru. Gökyüzünü severim, oluşan olayları izlerim ve “Ay benim aşkımdır” derim. Dağıtacağız ya kafayı, gökyüzüne kilitlen belki için açılır. Tüm gün yorgunluğun getirdiği ağırlıkla bazı şeyleri kaldıramaz olmuşum, ağırlıklar yük bindirmiş.
Kahvemi alıp saat 21.00’i geçince terasa çıkıp Perseid’in yerini belirleyerek oturup bir sigara yakıyor ve sert esen rüzgara karşın sabırla bekliyorum. Yok! Daha geç saatlere de benim oturasım yok.
Yine köşe inzivamdayım, kalabalıklarda hayal ederek katlandığım yerim. MacBook Pro’m geliyor aklıma, çok zamandır o da ilgimden yoksun, şarj edeyim diyerek çalışma masama geçiyorum. Elbette açınca hemen web’e de adım atıyorum. Varsa yoksa cep telefonuyla halletmeye o kadar alışmışım ki buranın lüksünü unutmuşum gibi bir durum…
Gezerken Duygu Asena çıkıyor karşıma ve “Kadının Adı Yok”. Nerelere dalıp okuduğum aklıma geliyor… Kadının adını var ederken, özgürlük kavramının yozlaştırıldığı da tabii. Sınırlar korunmadığı ve sözcüğün anlamına varılmadığı sürece yıprananın yine kadın olduğu da.
Biraz sonra Selahattin Duman’a rast geliyorum, köşe yazılarını hiç kaçırmadan okuduğum. Vikipedi’ye gidip hayatını okuyorum. Ona sonu getiren olaylar zincirinin başlangıcı kazasını bile anlatırken tiye aldığı yazısı geliyor önüme. Hayatın gerçeklerini anlatırken üstüne mizah giydiren adam.
Kimine göre erken gidişler, kimine göre yaşını almıştı ama deyişler.
İşte burada yılların önemi olanca çıplaklığıyla gerçeğe dönüşüyor.
Çok küçük bir yaştaydım, yedi sekiz gibi… Ne ölüm ne de yaşlılığın ölçülüp biçilemeyeceği. Annemin bir arkadaşı vefat etmişti. Nereden aklıma geldiyse yaşını sormuştum, kırk yaşındaydı. İçimden ohooo amma yaşamış demiştim. Bu da aklımda yer etmiş, bir vefat haberi aldığımda hep aklıma gelir. Yaşını öğrendiğimde ise verdiğim yaş tepkisinin giderek üst rakamlara taşınır olduğunu bizzat görerek. Şimdi kırk yaş için daha çoook genç dediğim… Basamak yükselterek ilerliyorum vesselâm.
Tek gerçek, giden geri gelmiyor.
Yas dediğin sınırsız, aynı yakıcılıkta mı? Bu bile yanıtsız. Kimi kez olanca ağırlığıyla, kimi kez kabullenilebilir boyutta. Değiştiremeyeceğin şeyleri kabullen.
Canın sıkılınca güzellemelerle yürü, kendine moral ver. Ne diyorlar adına “olumlamalar”. Yapmayıp mod düşüreceğine, olumla gitsin. Zaten iç sıkıntın varsa üstüne gitmenin anlamı yok, olumla ve yoluna, çözümlemene git. Yalnız olmaz bu işler diye aranana dek, bir bakmışsın çözüm olmuşsun kendine. Sağ elinle sol eline destek ver, her zaman tutacak bir el bulamayabilirsin… Aklının bir kenarında dursun.
Duygu dediğin de öyle, karmaşık… İnsan aynı davranışla farklı duygular yaşayabilir; aynı duyguyu da tamamen farklı davranışlarla gösterebilir. Bu durum kişinin kendi yaşadığı şeyi nasıl anlamlandırmaya çalıştığıyla ilişkilidir…
Yaş aldıkça kenara çekilip hayatı seyrediyorsun kimi kez. Duygunuz sizi tanımlamasın, duygunuzu gözlemleyin. Mola verin ama hayatın içinden çıkmayın.
Dışavurum başkadır, içerideki deneyim farklı şey söyler… Kişinin kendi hayatıyla arasındaki ilişki aslında bu iç sestir.
Gökyüzüne çıkıp, içerilere geldik. Benim gezilerim çok farklı gibi görünse de ilişkiler boyutunda birbirini takip ederek bağlar boyuttadır.
Bugün yine gezdik birlikte… Çıktığım yer kafa dağıtmalıkla başlayan, karşıma çıkanlar anılara götüren, geri dönüşüm hayatın içinden, içe uzanan bir gezinti. Hayat devam ediyor ve bizler onun içinde yolculuğumuza devam.