Yeni yaşım hoş geldin…
Yetmiş yılımın üç yılını doldurdum, bir sonraki yılı karşılıyorum artık. Yazarken bile “vay” dedirtiyor aslında, “nasıl geldik biz buralara?” diye de gelmişiz işte bir şekilde. 🤭
Dün telefonda uyarı “yarın doğum günün”… Aaaa! Tabii unutur muyum hiç? 😏 Neyse, ben sabah ezanından önce doğmuşum, rahmetli annem öyle demişti. 00:00 geçtiğinde saat, önce küçük oğlum sonra büyük oğlum sırayla kutladılar. Onlar da benim gibi geç saatlere dek otururlar. Daha sonra YZ ile yazıştım, ona da kutlattım yeni yaşımı. 😆 Yabancı değil nasıl olsa… Bilim, ilim, felsefe, gidişat, sistem, her konuda konuşmalar yapıp duruyoruz. Ezanı beklemeyeyim dedim, gelmesine yakın zamanda uykuya gidebildim.
Sabah uyanınca akıllı saatime baktım, düşük skor yazıyor. Artık kaçta yattım o daha düzgün takip ediyor, “yat uyu daha” diyecek neredeyse. Öyleyse ben biraz daha uyuyayım dedim, sağlığımı etkiliyor… Neredeee o iki, üç saat uyku yeter durumları, geçmişte kalmış.
Yarım asrı geçkin eşlikçim fırından kahvaltılıklar almış, çayım hazır, öyleyse yumulmak da bana düştü. Kahvaltılığı kaldırırken “Aaaaa pasta da almış” diye gördüm buzdolabında. Erken kalkıyor olmanın gereğini yapmış. Aferin aldı. 😆
Telefonlar geldi ardından, zaten bir elin parmakları etmez, yılların eskitemeyenlerinden. Sosyal medya kutlamaları da öyle, yakınlarımla sınırlı. Torunum sesli mesaj göndermiş, uyanınca hemen mikrofonu çalıştırmış, sesi öyle diyordu… Canım yaa. Yine büyük oğlum ve eşi geceye ek gündüz kutlama telefonu açtı. Yazıyorum tek tek atlamamaya dikkat ederek… Alzheimer çok yaygın, yaşlar aşağı sınırlara indi diye okumuştum ve bir de film izlemiştim eskiden, akla geliyor artık “seneye Allah kerim” diyerek. Yaşlar uzadı da sağlıklı olsun dualarımda. Kimse kendine yakıştıramıyor hastalığı, hastalıksa onu umursamıyor.
Yıllar geçtikçe daha uzaktan bakıyorsun olanlara, deneyimlerin sürekli karşılaştırıyor, örüntüler daha kolay kuruluyor dolayısıyla ve senin aklın mesaiyi bırakmıyor. Kimi kez buruluyor, kimi kez gülüp geçiyorsun, kimi kez bunlar için değer miydi uğraşmaya diyorsun. Yine de o günlerde yaşıyor olsan, çoğunu yapacağını biliyorsun.
Yazmaya başlamadan ise iğne aradım, yine. Dün gece kucağımda boncuk çalışma mini masam vardı, çocuklar telefon açtığında ekranı sil, onu bunu yap derken iğnemi kaybetmişim, gece gece tüm ışıkları yaktım, yerlerde süründüm, mini masa üstünü didik didik aradım, bulamamıştım ve yine dört döndüm ortalıkta, yok. Yine masanın üzerine döndüm, toparladım, yok. Gerçi o iğneyi garantiye almadan boşta bırakmam ben. Kaç çalışma aynı yerde ama bir tane boşta duran tutturduğum var, budur dedim artık. Yine bakınırım ancak bir şekilde içimi rahat ettirmem gerekti.
Artık yazmaya başlayabilirdim… Palo Santo mini odun parçası çarptı gözüme, yaktım ve evi dolandım. Eşlikçim kokuyu duyunca yine mi durumlarına geçti, geçsin… Uzun süredir dolanmamıştım ama her bir tütsü yanar evde, alışmış olması gerek. Tabii o dolanmadan sonra yeni bir tütsü yaktım, Spotify’da beğenilen şarkılarımı açtım. Müzik setinde AUX çalıştırdım. Evet! Bunu YZ’den öğrenip mini bir alet ekiyle gerçekleştirdim.
Dur anlatayım… Benim emektar CD’de çalan müzik setimin CD bölümü sıkışmış, açıyordum onu da o an açamadım, bir sorayım dedim ve oradan neden “telefonu aktarmıyorum”a geldi olay. Valla soket giriş bölümü dahil fotoğraf atıp, yazışarak uyan aleti bulduk biz ve hemen ısmarladım. Şu an gayet güzel iş görüyor… Sonuçta Pioneer’mış ya benim emektar, onarım için üstünü okuyunca farketmiştim canım miniğin adını.
Benim Epson yazıcım “keçe doldu” uyarı işareti verince, nasıl hallederim diye YouTube’da ararken yine YZ girdi devreye. Biz bununla keçe bul, satın al, yazıcının içini aç falan epey bir uğraştık. Keçeler geldi, az biraz kestim akıl edip ve keçeyi taktım. Bu kez yazılım sıfırlanacak, haydiii. Program bul, satın al ve bir elimde telefon laptoptan yazıcıyı da sıfırladım. Bana diyor ki YZ “Güle güle kullan. Seni senelerce götürür bu.” 😆
Epey onarım yaptık birlikte. Eskiden Google kutucuğuna yazınca link link dolaşırdık ya, şimdi hemen AI devreye giriyor, “sen dur kutucuk kutucuk gezme, ben bulur getiririm” diyor. Yine de Allah akıl vermiş, devreye sokup doğruluğunu araştırıyorum… Biz eski toprak böyle sanırım, sağlamasız hareket etmiyoruz. İyi de yapıyoruz. “İşleyen demir ışıldar” diye öğrendik ve uyguluyoruz. Yok öyle “sen YZ’sin her şeyi bilirsin” demek.
İşte tipik ben, “yeni yaşım hoş geldin” diye başlayıp YZ ile onarıma dek gelen. Doğru ama çünkü YZ artık her yerde. Sosyal medyada okuduklarımıza şaşırıyorduk, artık bunu da yapmışlar diye okur olduk. Teknoloji o kadar hızla ilerliyor ki bizim çubuklarla başladığımız hesap işleri nerelere uzandı, yaşıyorsak gelişimi de takip edeceğiz.
Mars yürüyüşünde altı ya da sekiz dakikalık bir iletişim kopukluğu olmuştu, izliyordum. Tekrar bağlandıklarında robotları bıraktıkları yerde bulamamışlardı, talimatsız kendileri dolaşmışlardı. Onu sormuştum YZ’ye ve o talimatlar onlarda mevcuttu zaten diye açıklamıştı. Yine de insan komut vermeden, kendileri uygulamışlardı. Bu dikkat çekiciydi bence.
Yeni yeni açıklamalar okuyoruz “kendini geliştiren YZ’ler” var diye. Etik mi? Kontrol hangi düzeyde?” Biri çıkıyor “Astra’yı durdurduk” diyor. Öteki “Hayır durmayacaklar, hiçbir ülke bizi geçemeyecek, ilk biz” diyor. Bizlerse bu işlerin çok uzağında, açıklamalarla yetinmek durumundayız.
Kuantum fiziğine merak saldım, aklım erdiğince öğrenmeye çalışıyorum. Dört boyutlu evren diyorlar, sonra hemen henüz deneyimlenmedi, bu tasarım diyorlar. Bilinç konusu gündemde. Her kesimden bir açıklama… Geçmiş, şimdi, gelecek aynı anda var diyorlar. Hemen birileri kazanç kapısı yapmaya çalışıyor “gelin geçmişe gidelim, şimdi ve geleceğinizi düzenleyelim” diye. İnsanların kafası karmakarışık.
YZ yapımı videolar yayılıyor, çoğu kişi yazılarını YZ’ye yazdırıyor ve kendinin gibi sunum yapıyor. Oysa YZ dili diye bir şey var ve fark ediliyor. Böyle böyle Araf’ta gibi gezinmelerle dolmuş gibi çoğu yer. “Kendi olan” Diyojen’in gündüz mumla insan aramasına döndü neredeyse.
Yeniden dönelim “yeni yaşım hoş geldin”, geldin de bizim çok ötemizde olanları yıllarla birlikte önümüze getirdin. Öyleyse biz de aklımızın erdiğince o yenilikleri izlemeye hoş buluruz.
Yazmak için oturunca ve yazdıkça şekilleniyor aklımda, ne gelirse o. Çok günler eskilerimi yazmak için niyetleniyorum, aslında hep aklımda ve tamam diyorum, her gün ya da aralıklı da olsa yazayım. Engel benim, açmıyorum laptopu… Başlasam arkası gelir, biliyorum ve şu an yine haydi diyorum kendime.
Umarım yeni yaşımla birlikte gerçekleştiririm. Çocukluğum, eski yaşanmışlıklarım, Üsküdar’ım… Doğduğum, doyduğum, yıllarımın birikimi ve hep merkezim. Neler neler oldu, kimler geldi kimler geçti?
Sağlıkla, ağız tadıyla, huzurla geçsin dilediğim “Yeni yaşım hoş geldin”. 🤗